Ana içeriğe atla
  • Arabuluculuk ve Uyuşmazlıkları Çözmede Yeni Adres Astana: Tarihsel Referanslardan Hareketle Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in Dünya Barışına Katkıları Üzerine*

    08.05.2017 | Yorumlar | Uluslararası İlişkiler | 191 Nevzat Şimşek

    Kazakistan’ın yeniden bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından bu yana Kazakistan'ın kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev, sadece kendi ülkesinin değil diğer birçok ülkenin de güvenini kazanan barış yanlısı bir lider olarak dünya sahnesinde yerini almıştır. Elbette bu bir tesadüf değildir. Onun, ülkesinin sosyo-ekonomik gelişmesinde olduğu kadar uluslararası arenada başarısında ve bölge ülkeler arasında ön plana çıkmasında rolü çok büyüktür. Bu yazı da, sayın Nazarbayev’in Türkiye kamuoyu tarafından daha iyi anlaşılmasına katkı yapmak amacıyla tarihsel referanslarla kendisinin arabuluculuk ve uyuşmazlıkları çözmedeki başarısına vurgu yapmak için kaleme alınmıştır.

    Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan sayın Nursultan Nazarbayev’i “Türk dünyasının aksakalı” olarak ifade etmiştir: “Sayın Cumhurbaşkanı adeta Türk dünyasının bir aksakalı durumundadır. Sayın Nazarbayev'in uygulamaya koyduğu akılcı ve dengeli politika sayesinde Kazakistan bugün bölgenin ve dünyanın işbirliği aranan saygın bir aktörü haline gelmiştir. Ortak dil, tarih ve kültürü paylaştığımız kardeş ülke Kazakistan bağımsızlığını müteakip… siyasi istikrarını güçlendirdi ve hızlı bir ekonomik kalkınma gerçekleştirdi”. Onun bilgeliği, politik olgunluğu, arabuluculuk özelliği ve uzlaşmazlıkları çözmedeki yetenekleri gibi kişisel özelliklerini sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi diğer dünya ülkelerinin liderleri de takdir etmektedir. Sayın Nazarbayev Ulu Bozkırın Öğütleri kitabında şöyle diyor: “Bilimi olan bin kişiye denktir, bilen zamanı geride bırakır.” 2014 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesine bağlı olarak kurduğumuz Avrasya Araştırma Enstitümüz de sayın Nursultan Nazarbayev’in ülke içinde sağladığı bu pozitif atmosfer sayesinde başarıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Düşünce kuruluşu gibi çalışan bizim gibi enstitülere fırsat tanınması sayın Nursultan Nazarbayev’in bilgiye verdiği önemin bir tezahürü olarak değerlendirilebilir.

    Sayın Nazarbayev’in arabuluculuk özelliği ve uyuşmazlıkları çözmedeki rolü Türkiye’nin gündemine özellikle Türkiye ile Rusya arasındaki krizi çözmedeki etkin katkısının yanısıra Suriye’deki rejim ile muhalifler arasında yapılması planlanan toplantıya Astana’da ev sahipliği yapılmasının teklif edilmesi sonrası girmiştir. Kazakistan’ın tüm kurumlarıyla bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesinde saygın bir yer edinmesiyle kurucu cumhurbaşkanı sayın Nursultan Nazarbayev’in kişisel özelliklerini ayrı düşünmemek gerekir. Baştan belirtelim, sonra tasviri bir dille açıklamaya çalışalım: Kazakistan'ın gelişim ve istikrarı, hem tarihten ders alan hem de 1990'lı yıllarda halkının geleceğini çok iyi bir şekilde öngörebilen sayın Nursultan Nazarbayev'in şahsiyetiyle yakından ilişkilidir. Bu yazı, Kazakistan’ın başkenti Astana’nın ve Kazakistan cumhurbaşkanının arabuluculuk özelliği ve uyuşmazlıkları çözmedeki rolüne tarihsel referanslar vermek amacıyla kaleme alınmıştır.

    Sayın Nazarbayev'in arabulucu ve uyuşmazlıkların çözümünde örnek bir şahsiyet olduğuna dair yazılar dünya basınında ilk kez 1980'li yılların sonu ve 90'lı yılların başında gündeme gelmişti. Dönemin basın organlarında Nazarbayev'in yetenekli bir diplomat ve usta bir siyasetçi olma özelliklerine vurgu yapılarak hem ülke içindeki istikrara hem de bölgesel barışın ile güvenliğin oluşmasına büyük katkılar sağladığına dair yazılar görmek mümkün.

    Sayın Nursultan Nazarbayev, kariyerinin başlangıcında Karaganda metalürji fabrikasında çalıştığı zamanlarda farklı insanlarla iletişim ve diyalog kurma konusunda zamanla tecrübe kazanmış, yetki alanı içerisindeki konularda pratik çözümler üretme konusunda kendini göstermiştir. Bu görev sırasında özellikle stratejik vizyon oluşturma ve bu amaçlara ulaşmak için iyi tanımlanmış hedefler belirleme konusundaki başarısı onu 1971’de Kazakistan Komünist Partisinin Temirtau şubesinin parti başkanının ikinci yardımcılığı görevinden 1984’te Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu başkanlığı görevine yükselmesini sağlamıştır. Bu başarısıyla, SSCB’ye dahil cumhuriyetler içinde 44 yaşında en genç başbakan unvanı alan sayın Nursultan Nazarbayev, 1989 Haziranında da Kazakistan Komünist Partisinin birinci sekreterliğine getirilerek Kazakistan’ın lideri olmuştur.

    6 Temmuz 1940 yılında Almatı Eyaleti, Kaskalen İlçesi’ne bağlı Çemolgan köyünde dünyaya gelen sayın Nazarbayev’in babası Abiş ve annesi Aljan’ın çiftçilik ve işçilik yaparak geçimlerini sağladıkları bilinmektedir. Sayın Nazarbayev’in bu şekilde halkın içinden gelen ve halkın yaşadığı zorlukları tecrübe eden geçmişi, büyük ölçüde Kazak halkının ihtiyaçlarını ve beklentilerini doğru yorumlamasına ve etkili çözümler getirmesine yardımcı olmuştur denilebilir. Bu bağlamda halkın ihtiyaçlarını ve isteğini çok iyi bir şekilde tahlil edebilmesi, diğer bir ifadeyle halkın psikolojik yapısını ve isteklerini anlayarak hissetmesi 1990'lı yılların başında dağılan diğer post-sovyet devletlerinden önce "önce ekonomi, sonra siyaset" stratejisini hayata geçirmesini sağlamıştır. Konu ile ilgili sayın Nursultan Nazarbayev şu ifadeleri kullanmaktadır: "Biz sarih bir formüle göre hareket ediyoruz: Önce ekonomi, sonra politika. Siyasi reformların her aşaması ekonominin gelişmişlik düzeyiyle ilişkilidir. Bu nedenle biz, ülkeyi modernleştirecek ve rekabet gücünü arttıracak şekilde, siyasi liberalleşme yolunda fasılasız bir şekilde ilerlemekteyiz". Günümüzde bütün dünya ülkelerinin liderleri tarafından "önce ekonomi, sonra siyaset" stratejisinin Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu bağımsızlığını elde eden devletler için ne kadar akıllı bir strateji olduğu kabullenilmektedir.

    Aynı zamanda, bu strateji uluslararası arenada siyasi istikrarını ve ekonomik gelişimini sağlama konusunda "Kazak modeli" olarak ifade edebileceğimiz yeni bir gelişim modelini hayata geçirmiştir denilebilir.  Bununla ilgili sayın Nursultan Nazarbayev şunları söylemektedir: "Etnik, kültürel ve dini çeşitliliğe rağmen, ülkemizde barışı ve siyasi istikrarı muhafaza ettik. Kazakistan, 140 farklı etnisite ve 17 farklı inanışı barındıran bir yurt oldu. İç barış ve farklı uluslar arasındaki uyum, bizim en önemli değerimizdir. Çok uluslu ülkemizdeki barış ve uyum, farklı kültürler ve dinler arası diyalog, haklı olarak, dünya için örnek kabul edilmektedir. Kazakistan halkının oluşturduğu birlik, kültür diyaloğu için müstesna bir Avrasya modeli oluşturmuştur". Böylece sayın Nursultan Nazarbayev'in bakış açısı ve stratejisiyle şekillenen "Kazak modelinin" iki temel direği olan "istikrar" ile "ekonomik gelişim" Kazak hükümetinin bütün programlarında yer almıştır. Öyle ki, 14 Aralık 2012 tarihinde Kazakistan’ın dünyadaki konumunu ve etkisini güçlendirmeyi hedefleyen "Kazakistan 2050 Stratejisi: Olgunlaşan Devletin Yeni Siyasi İstikameti" adlı stratejinin de temellerini bu bakış açısı oluşturmuştur.

    Yukarıda belirtildiği gibi, modern Kazakistan çok sayıda farklı kültürü, etnik grubu ve dini içinde barındıran bir ülkedir. Kazak modelinin temelini oluşturan kavramlardan biri de toleranstır. Kazakistan Cumhurbaşkanı sayın Nursultan Nazarbayev bu konuda görüşlerini şöyle dile getirmektedir: “Her ne kadar Kazak milleti, yaşadığı kötü şartlardan çok büyük zarar görmüşse de bu durumdan başka milletleri sorumlu tutmamış ve milli toleransını, güvenini ve dostluk anlayışını korumuştur ki bu da ülkemizdeki etnik farklılıklara sahip vatandaşlar arasındaki ilişkilerde sürdürülebilirliğe yönelik bir temel oluşturmaktadır”. Görüldüğü gibi, Kazakistan hem iç hem de dış ilişkilerinde tolerans kavramına vurgu yapan bir lidere sahiptir ve bu kavram Kazak modelinin temellerinden birini oluşturmaktadır. Aşağıdaki örneklerde Kazakistan dış politikasında toleransın rolünü görmek mümkün olacaktır.

    Sovyet hiyerarşisi içinde sayın Nursultan Nazarbayev’in etkili liderlerden biri olduğu söylenebilir. Özellikle 1991 Ağustosunda Moskova darbesinin kanlı hale gelmesinin önlenmesi konusunda sayın Nazarbayev’in etkili faaliyetlerine tanık oluyoruz. Esasında darbe liderleri sayın Nazarbayev’in desteğini talep etmişlerdi. Fakat sayın Nazarbayev değişimlerin güç yoluyla olmaması gerektiğine inanmaktaydı. Bu nedenle de politik gücünü darbecilerle görüşmek için kullanmış ve krizin önlenmesine yardımcı olmuştur. 1991 yılında Kazakistan’ın devlet başkanı seçilmesinin ardından sayın Nursultan Nazarbayev, Bağımsız Devletler Topluluğunun (BDT) kurulması için eski Sovyetler Birliği ülkeleri arasında arabulucu rolünü üstlenmiştir.

    Sayın Nursultan Nazarbayev’in barışçı düşünce yapısına, uzlaşmacı kişiliğine ve arabulucu özelliklerine yine tarihten bir örnek vererek devam edelim. 11 Eylül 1991 tarihinde Kazak milliyetçileri ile Rus atamanları[1] arasında bir anlaşmazlık çıkmıştı. Anlaşmazlık Rus atamanlarının “Ural Rus Atamanlarının 400 Yıllığı (Rus çarına 400 yıllık hizmet)” kutlaması yapmak istemelerinden kaynaklanmış, Kazak milliyetçileri de bu kutlamalara müsaade etmeyeceklerini açıklamışlardı. Sovyetler Birliğinin dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemde böyle bir anlaşmazlık, Kazak ve Rus etnik unsurları arasında büyük çaplı çatışmalara yol açabilirdi. Araya doğrudan sayın Nursultan Nazarbayev girmiş ve olası büyük etnik çatışmaları engellemiştir.

    Aynı şekilde sayın Nazarbayev’in bölgesel istikrarı ve güvenliği sağlamada attığı en önemli adımlardan biri de Sovyetler Birliği'nden ülkesine kalan nükleer mirastan vazgeçerek Kazakistan’a nükleeri olmayan ülke statüsünü kazandırması ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi politikasını izlemesi olmuştur. Bu kararın aynı zamanda sayın Nazarbayev’e uluslararası alanda önemli bir politik etki ve prestij kazandırdığı söylenebilir. Bilindiği gibi, soğuk savaş döneminin nükleer silah yarışında Kazakistan, Sovyetler Birliğinin silah laboratuvarı olarak kullanılmış, bu bağlamda bağımsızlıkla beraber dünyada dördüncü nükleer güç olmuştur. Sayın Nazarbayev verdiği önemli bir kararla Sovyetler Birliğinin bu mirasını reddetmiştir. 1949-1989 yılları arasındaki dönemde ortalama üç haftada bir nükleer deneme yapılmaktaydı. Söz konusu kırk yıl boyunca 78'i yerüstü, 26'sı atmosferde, gerisi de yeraltında olmak üzere 752 patlama gerçekleştirilmiştir. Bu denemelerin hem doğal çevre, hem de halk sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler bıraktığını özellikle belirtmek gerekmektedir. Sayın Nursultan Nazarbayev, hem bu olumsuz etkileri önlemek hem de Avrasya bölgesinde güvenliğe katkı sağlamak için Semipalatinsk nükleer deneme santrallerini kapatmış ve daha da önemlisi nükleer mirastan vazgeçmiştir. 5 Aralık 1994 yılında yapılan Budapeşte'deki AGİT zirvesi çerçevesinde dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin’in ve İngiltere Başbakanı John Major'ın "Kazakistan için nükleer garantiler memorandumu"nu imzalamasını sağlamış, daha sonra bu memoranduma Çin ve Fransa’nın da katılımına ön ayak olmuştur.  Bu şekilde, devletlerarası müzakerelerde diplomasi alanındaki ustalığı ile dünya politikasındaki güçlü aktörlerin Kazakistan'ın ulusal güvenliğine desteğini sağlayabilmiştir. 

    Kazakistan, sayın Nursultan Nazarbayev’in liderliğinde dünya barışı, iç ve dış istikrar ve sürdürülebilir ekonomik ve politik kalkınma için çaba gösteren örnek ülkelerden biri olarak dünya sahnesinde yerini almıştır. Sayın Nursultan Nazarbayev'in kişisel özelliklerinin yansıdığı diğer bir alan ise dış politikadır. Nursultan Nazarbayev 1992 yılında kaleme aldığı Kazakistan’ın egemen devlet olarak kuruluş ve gelişim stratejisi adlı makalesinde devletin dış politikasını belirlerken, ülkenin jeopolitik durumunu, ekonomik, sosyo-kültürel ve etnik-dinsel niteliklerini, Avrasya bölgesi içinde ve dışında güç dağılımının etkilerini dikkate alarak "herkesle dostluk prensibine ve dengeye dayalı çok yönlü dış politika" izlemenin ülke çıkarlarına ve güvenliğine daha uygun olacağını belirtmiştir.(9) Kazakistan bu tarihten sonraki dış politika ilişkilerinde tek yönlü bir politika izlemek yerine her ülkeye eşit mesafede yaklaşımı benimseyen çok yönlü bir dış politikayı uygulamayı amaçlamıştır. Sayın Nursultan Nazarbayev kendi eserlerinde bu konuyu şöyle açıklamıştır: "Kazakistan, bağımsızlık yıllarında uluslararası süreçlerin eşit haklara sahip bir katılımcısı oldu ve elverişli dış koşullar oluşturmayı başardı. Dış politikamızın dengeli olması, dünyada önemli rolleri olan ve Kazakistan için pratik menfaat teşkil eden bütün devletlerle, dostane ve öngörülebilir ilişkilerin geliştirilmesi demektir".(10) Bu bağlamda Kazakistan, güçlü bölgesel aktörler ve aynı zamanda BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri olan Rusya ve Çin gibi komşuları ile iyi geçinmeye özen göstermiş, diğer taraftan da ABD ve Türkiye başta olmak üzere diğer dünya ülkeleriyle de her alanda ikili ilişkilerini geliştirmeye gayret etmiştir. Şu bir gerçektir ki, bağımsızlıktan itibaren Kazakistan barışçıl yollarla kalkınmayı tercih etmiştir. Bilindiği gibi, Kazakistan’ın geniş bir coğrafyaya sahip olması, bu ülkeyi hem Asya hem de Avrupa açısından jeostratejik olarak güçlü kılmaktadır. Fakat jeostratejik konumundan fayda sağlayabilmesi, Kazakistan’ın dikkatli bir dış politikası izlemesine bağlıdır ve bu durumun en iyi farkında olan kişi de sayın Nazarbayev’dir. Bu nedenle Kazakistan, stratejik konumunu dikkate alarak dış politika önceliklerini ve diplomatik faaliyetlerini belirlemiştir. Dış politikada izlenen bu felsefe ve stratejinin sonucu olarak, Kazakistan ülke bütünlüğünü sağlamlaştırmış, dış devletlerden gelebilecek her türlü müdahaleye set çekebilmiş ve özellikle Türk dünyası devletleriyle etkin ilişkileri geliştirebilmiştir.

    Sayın Nursultan Nazarbayev ayrıca Kazakistan’ın uluslararası ortama entegre olabilmesi için politik ve ekonomik reformlar gerçekleştirerek modernleşmeyi öngörmüştür. Bu süreçte de Kazakistan'ın istikrarlı ve ekonomik gelişimine dış çevreden gelebilecek her türlü tehditten korumak için "güvenlik kuşağı oluşturma" stratejisini devreye sokmuştur. Bu bağlamda, Asya’da barışı ve güveni egemen kılmak ve bunu sürekli hale getirmek için 5 Ekim 1992 yılında yapılan Birleşmiş Milletler 47. Genel Kurulu'nda Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansının (The Conference on Interaction and Confidence Building in Asia - CICA)[2] kurulmasını önermiş ve örgütün gelişimini sağlayarak, 2010 yılına kadar bütün giderlerini kendisi karşılamıştır. İlk Zirve tam on yıl sonra 2012 yılında Almatı’da yapılmıştır. Sayın Nursultan Nazarbayev Kritik On Yıl adlı eserinde örgütün kuruluşu ile ilgili fikirlerini şu şekilde açıklamıştır: "Bütün iç ve dış sorunlarımızı tamamen barışçıl yöntemlerle ve şiddetten uzak bir şekilde çözdük. Devlet ilişkilerinin uzlaşma ve güven temelinde kurulduğu her durumda anlaşma noktaları bulunacağını çok net bir şekilde anladık. Eğer politikanın temelinde barışa ve barışı oluşturmaya yönelik samimi bir istek varsa, ancak bu takdirde, bu politika kaçınılmaz olarak başlangıç ilkesi olan barış ile sona erer. Kazakistan'ın yıllardır çatışmaları barışçı yoldan çözmek için sürdürdüğü gayretlerle Almatı'da yapılan, Avrasya ülkelerini bir araya getirerek bölgemizde barışa hizmet edecek büyük bir forum olan, Asya'da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansının 1. Zirvesi bunun tartışma götürmez tanığıdır".(11) CICA platformu, Asya bölgesinde güvenlik alanında işbirliği için yeni bir format oluşturmuştur denilebilir. Çünkü yeni riskler ve tehlikeler karşısında bu konferans, önleyici diplomasi ve bölgesel güvenlik çözümleri için ortak araştırmalar yapılması konusunda oldukça etkili olmuştur. Bu girişim ile sayın Nursultan Nazarbayev Asya’da istikrarın ve güvenliğin arttırılmasına ilişkin inisiyatif aldığını ve gelecekte de alabileceğini tüm dünyaya göstermiştir.

    Sayın Nursultan Nazarbayev’in en önemli diplomatik başarılarından biri de, Kazakistan'ı 2010 yılında AGİT'in başkanlık sandalyesine oturtması ve dönem başkanlığını 30 Aralık 2010 tarihli bir zirve ile sonuçlandırmasıdır. Bu zirve ile 1999 yılındaki İstanbul Zirvesi'nden sonra AGİT 11 yıl aradan sonra Astana’da zirve toplantısı yapmıştır. Kazakistan, BDT ve Orta Asya ülkeleri arasında AGİT’e dönem başkanlığı yapan ilk ülke olmuştur. Kazakistan’ın dönem başkanlığının sloganı İngilizce kelimelerin baş harflerinden oluşan dört T ile ifade edilmiştir: Trust (güven), Tradition (gelenek), Transparency (şeffaflık) ve Tolerance (hoşgörü). Kazakistan’ın dönem başkanlığı sayesinde AGİT’in ilgi alanının Avrasya coğrafyasına da kaydığını ve bu alandaki sorunları çözmeye dönük önemli adımların atılmasını beraberinde getirdiğini ifade etmek gerekir.

    Ayrıca, Nursultan Nazarbayev  "dünya dinleri arasındaki diyaloğun ve hoşgörünün sağlanmasına" da öncülük ederek bu konuda bir kongre yapılması fikrini fiiliyata geçirmiştir. Sayın Nazarbayev’in dinler arası diyalog platformu oluşturma fikri, fanatizm, aşırı dini yaklaşımlar ve teröre karşı mücadelede önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. 1. Semavi ve Geleneksel Din Liderleri Kongresi’nin 24 Eylül 2003 tarihinde Astana’da düzenlenmesinden sonra bu kongrenin 5.’si yine Astana'da 11 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Örneğin 5. Semavi ve Geleneksel Din Liderleri Kongresi’nin ardından, dini liderler ve siyasetçiler Astana Deklarasyonu’nu kabul etmişlerdir. Bu Deklarasyon, dini liderlerin dünyada barışın ve uyumun sağlanması için siyasetçileri cesaret­lendirmeleri gerektiği noktasına vurgu yapmaktadır. Ayrıca bu Kongre’nin ardından 6. Kongre’nin 2018 yılında Astana’da düzenlenmesine karar verilmiştir. Astana’da dinler arası bir zirvenin düzenlenmesinin son derece önemli katkılarının olduğu söylenebilir. 21. yy.’ın başlarında, dünyadaki farklı dini ve kültürel kimliklere sahip insanlar arasında karşılıklı saygı olmadan milletler arasında bir uyumun gerçek­leşmesinin oldukça zor olduğu açıktır. Dolayısıyla Semavi ve Geleneksel Din Liderleri Kongresi, 2005 yılında Tür­kiye ve İspanya başbakanları ta­rafından kurulan ve daha sonra BM Genel Sekreterliği tarafından da kabul edilen Medeniyetler İttifakı gibi diğer küresel girişimler arasında önemli bir yer edinmiştir. Terörün ve aşırılığın yanı sıra İslamofobinin de arttırıldığı günümüzde, hem bu Kongre’nin hem de Medeni­yetler İttifakı’nın, farklı dini ve kültürel geçmişlere sahip insanlar ve toplu­luklar arasında etkin bir diyaloğun yürütülmesini temel alan bir uluslara­rası güvenlik paradigmasına katkı yapacağını özellikle belirtmek gerekir.(12)

    Kazakistan, 2011 Haziran’ında İslam İşbirliği Örgütünün* başkanlığını da üstlenmiştir. İstanbul’da Nisan 2016’da gerçekleştirilen 13. İslam Zirvesi Konferansında Türkiye Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte sayın Nursultan Nazarbayev, İslami yakınlaşmaya ilişkin ortak bir bildiriye imza atmıştır. Uluslararası barışın ve güvenliğin korunmasını, ülkeler arasındaki dostane ilişkilerin ve iş birliğinin geliştirilmesini amaçlayan BM Şartı ve İslam İşbirliği Örgütü Şartı'nın hedef ve prensiplerine bağlılığının teyit edildiği belirtilen açıklamada, ekonomik sorunlar, medeniyetler arası ihtilaflar, terör tehdidinin görülmemiş şekilde artması, organize suçlar, göç ve yoksulluk gibi küresel tehditlere karşı ortak çaba sarf edilmesi gibi konularda acil müdahaleye ihtiyaç duyulduğunun farkında olunduğu kaydedilmiştir. Ayrıca, İslam İşbirliği Örgütüne üye devletler, uluslararası ilişkilerdeki gerilimin azaltılmasına ve süregelen sorunların çözülmesine yönelik olarak çeşitli istişare mekanizmalarını oluşturmak, diplomatik misyonların imkanlarından faydalanmak, parlamentolar arası diyalog, hükümet dışı örgütler ve güven artırıcı önlemler geliştirmek suretiyle somut adımlar atarak, İslami yakınlaşma inisiyatifinin hayata geçirilmesine katkı sağlamaya davet edilmiştir.

    Önemli bir diğer girişim de G8 ve G20 formatlarının yanısıra, Aralık 2011 yılında sayın Nursultan Nazarbayev tarafından önerilen G-Global platformudur. Bu inisiyatif sayın Nursultan Nazarbayev tarafından Kazakistan’ın bağımsızlığının 20. Yıldönümü nedeniyle düzenlenen resmi törende ifade edilmiştir. Sayın Nazarbayev’in açıklamalarında özellikle, global çözümlerin tüm dünya devletleri için adil olarak belirlenmesi ve dünya politikalarında yeni global ilkelerin geliştirilmesi gerektiği üzerine vurgu yapılmıştır. Sayın Nursultan Nazarbayev’in savaş karşıtı “Dünya. 21. Yüzyıl” manifestosu bu şekilde tüm dünya liderlerine ve insanlığa ifade edilmekle kalmamış, BM’nin resmi belgesi haline gelmiştir.

    Tüm bu girişim ve inisiyatifler göstermektedir ki, Sayın Nursultan Nazarbayev'in çabalarının hem Avrasya bölgesindeki istikrara, hem de küresel güvenliğe büyük katkısı olmaktadır. Birçok konuşmasında yeni bir dünya ve ortak gelecek için her bir insanın sorumlu olduğunu söyleyen sayın Nursultan Nazarbayev, savaşların durdurulması gerektiğinin altını çizmekte, yapıcı eleştiriler ve diyaloglar yoluyla sorunlara çözüm aranması gerektiğini belirtmektedir.

    Kısaca, Kazakistan’ın Aralık 1991 sonrasında sayın Nursultan Nazarbayev’in liderliğinde uluslararası arenada aktif bir politika izlediği görülmektedir. Çok boyutlu bir dış politikanın uygulanması, Astana’nın kriz yaşayan taraflar arasında arabulucu ya da en azından diplomatik kanal rolü üstlenmesini sağlamıştır. Özellikle 2015 Kasım ayında yaşanan uçak krizi sonrasında Türkiye ile Rusya arasında yaşanan krizin çözülmesinde arabulucu olabilecek en doğru ülke sayın Nursultan Nazarbayev’in liderliğindeki Kazakistan olmuştur çünkü Kazakistan, hem Türkiye hem de Rusya ile iyi ilişkiler geliştirmiştir. Sayın Nazarbayev de tarihi bir rol üstlenerek Türkiye ve Rusya arasında tekrar diyalog mekanizmasının kurulması için çok çaba göstermiştir. Hatta uçak krizinin hemen akabinde sayın Nursultan Nazarbayev ile sayın Recep Tayyip Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi dahi gerçekleştirilmiştir. Sayın Nazarbayev, Putin ile yapmış olduğu görüşmelerden pozitif sinyaller aldıktan sonra da, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için tarihi arabulucu rolünü üstlenmiştir. 2016 Nisan ayında İslam İşbirliği Örgütü toplantısı sırasında sayın Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği özel toplantıda barış sürecinin Türkiye tarafından destekleneceği teyidinin alınmasından sonra sayın Nursultan Nazarbayev, Mayıs 2016’da Moskova’da sayın Vladimir Putin ile buluşup süreci değerlendirmiş ve Rusya tarafından da barış sürecine ilişkin destek alınmıştır. Ardından Haziran 2016’da sayın Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin’e resmi bir mektup yazmış, aynı ayın sonunda Türk ve Rus tarafları iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin ortak deklarasyon yayımlamışlardır.

    Bu deklarasyondan sonra, sayın Nursultan Nazarbayev Ağustos ayında Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmiş, bu ziyaret çerçevesinde hem Türkiye-Rusya ilişkileri değerlendirilmiş hem de Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili görüşmeler yapılmıştır. Sayın Nursultan Nazarbayev’in Türkiye’deki darbe girişimi sonrası ilk resmi konuk olması önemlidir. Zor zamanlarda verilen destek, gerçek dostluğun göstergesidir. Sayın Nazarbayev’in hem bu ziyareti hem de ziyareti sırasında darbe girişimi ile ilgili olarak “Türkiye’ye düşman olan bize de düşmandır” açıklaması, Türk milletinin zihninde ve kalbinde sayın Nazarbayev’e özel bir yer açmıştır.

    Sayın Nazarbayev’in Rusya ve Türkiye arasındaki başarılı arabuluculuk rolü, Suriye konusundaki barış görüşmelerinin tarafsız bir bölgede yapılması fikrinin Astana’da gerçekleştirilmesi düşüncesine yol açmıştır. Sayın Nazarbayev, yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz tarihsel arabuluculuk rolünü Suriye için de gerçekleştirmeye hazır olduklarını belirterek Suriye’de sürdürülen acımasız savaşın durdurulması konusuna olan duyarlılığını teyit etmiştir.

    Kısacası, Kazakistan’ın bütün başarıların ardındaki en önemli isim, hiç kuşkusuz Kazakistan’ın siyasi yapısını inşa eden ve her zaman ülkesini hem dünyada hem de bulunduğu bölgede önemli bir güç haline getirme çabasında olan Nursultan Nazarbayev'dir. Tarih, barış yönünde çaba gösteren insanları unutmayacaktır. Çünkü mazlumların duası her zaman onlarla olacaktır.


     Kullanılan kaynaklar:

    1. Türk Dünyasının Bir Aksakalı: Nazarbayev, http://www.dunyabulteni.net/haber/230704/turk-dunyasinin-bir-aksakali-nazarbayev, Son erişim 15.01.2017.

    2. Nursultan Nazarbayev, Ulu Bozkırın Öğütleri: Vatanım Direğimdir, Asya Avrupa, Yıl:1, No:12, ss.4-31.

    3. Nursultan Nazarbayev, Kazakistan 2050 Stratejisi: Olgunlaşan Devletin Yeni Siyasi İstikameti, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, 2012, s. 3.

    4. Mehmet Seyfettin Erol, Vizyoner Devlet: Kazakistan, https://www.turkyurdu.com.tr/yazar-yazi.php?id=720, Son erişim 15.01.2017.

    5. Nursultan Nazarbayev, Kazakistan 2050 Stratejisi: Olgunlaşan Devletin Yeni Siyasi İstikameti, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, 2012, s. 3.

    6. Mehmet Seyfettin Erol, İnsan'ı Kâmil Devlete Doğru: Kazakistan 2050 Stratejisi, https://www.turkyurdu.com.tr/yazar-yazi.php?id=734.

    7. ERI E-Bülten No.4, Çağdaş Kazakistan’ın Politikasında Bir Değer Olarak Tolerans, http://eurasian-research.org/en/research/research/bulletin/tolerance-val....

    8. Rus Kazakları: http://www.e-tarih.org/sayfa.php?sfid=326.

    9. Nursultan Nazarbayev, Kazakstanın Egemendi Memleket Retinde Kalıptasuı Men Damuının Strategiyası (Kazakistan'ın Egemen Devlet Olarak Oluşumu ve Gelişiminin Stratejisi), Alma-Ata, RGJİ Dauir Yayınları, 1992, s. 21.

    10. Nursultan Nazarbayev, Kazakistan 2050 Stratejisi: Olgunlaşan Devletin Yeni Siyasi İstikameti, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, 2012, s. 39.

    11. Nursultan Nazarbayev, Kritiçeskoye Desyatiletiya (Kritik On Yıl), Almatı, Atamura, 2003, s. 39-40.

    12. ERI E-Bülten No.24, 5. Dünya ve Geleneksel Din Liderleri Kongresi, http://eurasian-research.org/en/research/publication/e-bulletin/5th-cong....


    [1] Rusya'nın güneyinde "Kazak" adıyla oluşan bir zümre. Bunlar daha ziyade XV. yüzyıldan itibaren Rus boylarının ve knezlerinin zulmünden kaçıp bilhassa Don nehri ve Özü ırmağı boylarındaki muhtelif semtleri kendine yurt edinen kaçaklardır. Aslen Türkçe bir söz olan "Kazak" adını "kanun ve hâkimiyet tanımayan" kimseler manasında almışlardır.(8)

    [2] CICA’nın katılımcı ülkelerinin yüz ölçümü yaklaşık olarak 40 milyon kilometrekareye ulaşmıştır. Bu rakam Asya kıtasının toplamda % 90’ını kapsamaktadır. Bu ülkelerde yaşayan 3,2 milyardan fazla insan da dünya nüfusunun yaklaşık % 45’ini oluşturmaktadır. CICA'ya üye ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Hindistan, İran, İsrail, Ürdün, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Pakistan, Filistin, Kore Cumhuriyeti, Mısır, Rusya, Tacikistan, Tayland, Türkiye, Özbekistan. Gözlemci ülkeler: Endonezya, Japonya, Malezya, Katar, Vietnam, Ukrayna, ABD; Gözlemci uluslararası örgütler: BM, AGİT, Arap Ligi.

    * Örgüt, Eylül 1969 yılında "İslam konferansı örgütü" adı altında kurulmuştur. Ancak örgütün dışişleri bakanlarının 38. toplantısı 28-30 Haziran 2011 tarihlerinde Kazakistan'ın başkenti Astana'da yapılarak, örgütün ambleminin ve isminin değiştirilmesine karar verilmiştir. Böylece İslam Konferansı Örgütü (Organization of the Islamic Conference) "İslam İşbirliği Örgütü" (Organization of Islamic Cooperation) adını almıştır.


    *"Asya Avrupa: Haber-Yorum" dergisinin Mayıs 2017 Sayı: 17'de yayınlandi.


    Not: Bu blogda ifade edilen görüşler yazarın kendi görüşleri olup Enstitü'nün yayın politikasını yansıtmamaktadır.

     

    Etiketler: Kazakistan, Nazarbayev, Uluslararası İlişkiler

Yazar