Ana içeriğe atla
  • Rus Uçağının Düşürülmesi ve Türkiye-Rusya İlişkilerinin Geleceği

    30.11.2015 | Yorumlar | Uluslararası İlişkiler | 1,357 Nevzat Şimşek

    24 Kasım 2015 tarihinde Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi sonrasında angajman kuralları nedeniyle düşürülmesi sonrasında yaşananlar, Suriye savaşı ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceği açısından önemli sonuçlar doğuracak niteliktedir. Fakat iki ülkenin de yaşananları kısa dönemli gerginliğin ötesine taşımayacak kadar sağduyulu davranmaları, Suriye meselesini bir Türk-Rus krizi haline getirmemeleri hem iki ülkenin, hem bölgenin hem de dünya barışının yararına olacaktır. Yaşanan olayın Türkiye’nin Rusya’ya özel bir düşmanca tavrının sonucu olarak değerlendirilmesi yanıltıcı olacaktır. Her ülkenin kendi sınırlarını, kara ve hava sahasını koruma hakkı vardır. Türkiye’nin de angajman kuralları bellidir ve bu kuralları Rusya da çok iyi bilmektedir. Türkiye ilan ettiği angajman kurallarına göre, hava sahasına 5 mil yaklaşan bütün cisimlere müdahalede bulunacağını açıklamıştır. 24 Kasım’da Rus uçağı 5 mili geçtiğinde müdahale hakkı doğmasına rağmen müdahale edilmeyip uyarılara devam edilmiştir. Fakat uyarılara rağmen Türk hava sahasının ihlal edilmesi sonrasında F-16'lar tarafından müdahale edilmek durumunda kalınmıştır. Bu gelinen son nokta olmuştur. Çünkü Rus uçaklarının Türk hava sahasını ihlalleri daha önce de 3, 4 ve 29 Ekim tarihlerinde üç defa daha yaşanmıştır. Bu ihlallerde angajman kuralları yerine diplomatik yollar denenmiş, Rus yetkililerle art arda toplam 5 toplantı yapılmış, diplomasi çerçevesinde uyarılarda bulunulmuş, angajman kurallarımız net bir şekilde ifade edilmiştir. Hatta Antalya’daki G20 liderler toplantısında Recep Tayip Erdoğan ve Vladimir Putin Türkiye-Suriye sınırında herhangi bir kazadan sakınma konusunda anlaşılmıştı. Rusya’nın bölgedeki mevcut uygulamaları ile Türkiye’nin argümanlarının birbirine uymadığı malumdur. Fakat bu uyumsuzluk çeşitli defalarda müzakere edilmiş olup gelecekte de Suriye savaşına taraf olan diğer ülkelerin de katılımıyla müzakere edilmeye devam edilecektir. Meydana gelen olayın bu farklılıkla ilişkilendirilmesi hatalı bir değerlendirme olacaktır.

    Yaşanan olay, hava sahasını ihlal eden bir uçağın yalnızca angajman kuralları çerçevesinde vurulmasıdır. Bu olayın Rusya’nın uçağının düşürülmesi olarak algılanması, nedenleri göz ardı ederek yalnızca ortaya çıkan sonucu zikretmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Üstelik Türkiye hükümet yetkilileri vurulan uçağın Rusya’ya ait olduğunun sonradan öğrenildiğini de açıkça ifade etmişlerdir. Fakat sonuç, angajman kurallarını bildiği halde Rusya’nın sınır ihlali yapmasının, Türkiye’nin angajman kurallarını uygulamasının ötesine geçmiştir. Diğer bir ifadeyle Rusya yaşanan bu olayı S-400 füzelerinin Lazkiye’de konuşlandırılmasına bir gerekçe olarak kullanmıştır. Bu Türkiye ve NATO tarafından dikkatle değerlendirilmesi gereken yeni bir durumdur. Türkiye ve Rusya son yıllarda ekonomik ilişkilerini artırmaya çalışan, kazan-kazan prensibini esas alan dost iki ülkedir.

    Nitekim, Rusya'nın Ukrayna nedeniyle Batı dünyasıyla siyasi ve ekonomik ilişkilerinin gerginleştiği ve bu gerginliğin ülkeye siyasi ve ekonomik açılardan zararının belirginleştiği dönemde, Türkiye’nin Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmadığı unutulmamalıdır. Türkiye, Rusya'nın ihracatından yüzde 5,1 pay alırken Türkiye'nin ihracatındaki Rusya’nın payının yüzde 3,8 seviyesinde olması, ekonomik açıdan iki ülkenin birbirleri için ne denli önemli olduklarını göstermektedir. Rusya, Türkiye’nin Almanya’dan sonra ikinci büyük ticaret ortağıdır. Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret hacmi 2014 yılında 31,3 milyar, 2015 ilk dokuz ay itibariyle ise 18.5 milyar dolardır. 2014 yılı itibariyle bunun 25,3 milyar doları Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı, 6 milyar doları da Rusya’ya ihracatıdır. Fakat Türkiye ile Rusya arasındaki ticarette bir asimetri söz konusudur. Rusya'ya olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2014’te %24 2015’un ilk dokuz ayında %17 çok düşük bir orandır. Türkiye’nin Rusya’daki yatırımları genellikle ticaret ve iş merkezleri, gıda, içecek, şişe, cam, beyaz ve kahverengi eşya, bankacılık sektörlerinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca müteahhitlik sektörü açısından da Rusya Türkiye açısından önemli bir ülkedir. Enerji, iki ülke arasındaki ilişkilerin en önemli unsurlarından birini teşkil etmektedir ve stratejik düzeydedir. İki ülke arasındaki dış ticaretin bu asimetrik yapısında Türkiye’nin Rusya’dan doğal gaz ihracatının büyük etkisi vardır. Türkiye 2014 yılı itibariyle ihtiyaç duyduğu doğal gazın %54.76’lık kısmını Rusya'dan sağlamıştır.

    Ortaya çıkabilecek gerginlik sonrası Türkiye ile ekonomik ilişkilerin zayıflamasının, zaten uygulanan ambargo ve düşen petrol fiyatları nedeniyle ekonomik daralma dönemi yaşayan Rusya’ya maliyeti daha fazla olacaktır. Çünkü Rusya açısından bakıldığında Türkiye’nin Gazprom'un Avrupa'daki en büyük ikinci müşterisi olduğunu belirtmek gerekir. Diğer bir ifadeyle Türkiye'nin de tüketiminden gelen önemli bir gücü söz konusudur. Zaten Avrupa’ya olan gaz akışında azalma olan ve Çin’e giden boru hattının 2019’da açılacak Rusya’nın arz dengesi açısından pek de bir alternatifi kalmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’ye doğal gazı kesmesi Rusya’nın kendisini cezalandırması anlamına gelir. Ayrıca Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali olacak Akkuyu nükleer güç santrali projesi de Rusya Devlet Nükleer Şirketi Rosatom tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde büyük ölçekli bir yatırımın sekteye uğraması da Rusya için çok rasyonel bir tercih değildir. Turizm de ikili ilişkilerin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Rusya, Almanya'dan sonra Türkiye’ye en çok turist gönderen bir ülkedir ve Rus turizm şirketleri ve dolayısıyla Rus ekonomisi iki ülke arasındaki gerginlikten olumsuz etkilenecektir. İki ülke arasındaki önemli bir proje de Rus gazını Karadeniz'in altından geçerek Türkiye'ye ulaştıracak 'Türk Akımı' projesidir ki mevcut şartlarda bu projenin geleceği de tartışılmaya başlanmıştır. Kısaca ekonomik açıdan gerilen ilişkilerin ve alınacak kararların, Ukrayna krizinden bu yana Batı ambargosuyla karşı karşıya, Batı’yla olan ticaret hacmi bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 36 azalan Rusya ekonomisi üzerinde bozucu etkisi daha fazla olabilir niteliktedir. Dış politika konuları açısından bakıldığında iki ülke arasında yapısal görüş ayrılıkları çok açıktır. Özellikle Suriye konusunda Türkiye, DAEŞ’le mücadele adına Rusya’nın hava harekatları ve Esad’ı desteklemesinin sorunu çözmeyeceğini düşünmektedir çünkü DAEŞ’in bizatihi kendisi ile Esad rejimi arasında dolaylı bir işbirliği söz konusu olduğunu düşünmektedir. Örneğin Esad rejiminin binlerce Suriyeliyi öldürmesine, şehirleri bombalamasına, milyonlarca insanın göç etmesine yol açmasına ragmen aralarında ciddi bir askeri çatışma yaşanmaması nasıl açıklanabilir? Ya da Esad ordularının Şam ve Halep’i bombalamasına rağmen neden DAEŞ’in başkent olarak kullandığı Rakka’yı hedef almaması, Şam’dan ve rejimin kontrolü altındaki diger şehirlerden çıkıp DAEŞ’in neden kuzeye ve doğuya yöneldiği. Esad ve DAEŞ arasında bu şekildeki kirli işbirliği mevcut iken ve rejimin DAEŞ’den petrol aldığı tescilli iken, Türkiye Rusya’nın Esad’ı koruyarak DAEŞ ile mücadele etme argümanını dürüst bulmamaktadır. Türkiye’nin DAEŞ’ten petrol aldığı yönünde Rusya’nın iddialarının da kanıtı yoktur ve algı operasyonunun bir parçasıdır. Fransız dışişleri bakanı Laurent Fabius’un da ifade ettiği gibi DAEŞ ile Esad rejimi arasında petrol ticareti söz konusudur ve bu kapsamda DAEŞ’ten petrol alıp Esad’a satan aracılar, AB komisyonu tarafından 6 Mart 2015 tarihinde yaptırım listesine dahil edilmişlerdir. Kim bunlar: Suriyeli işadamı George Haswani, Suriyeli bir banker Mudalal Khuri ve daha da ilginci Rus iş adamı ve aynı zamanda Dünya Satranç Federasyonu başkanı Kirsan Ilyumzhinov.

    Kısaca Suriye konusunda Türkiye ve Rusya’nın görüş ayrılıkları nettir. Türkiye ve Rusya da dahil tüm taraflar DAEŞ ile mücadeleye odaklanmıştır, fakat Rusya Esad rejimini destekleme adına DAEŞ’ten daha çok %90 oranında ılımlı Suriye muhalefetini bombalamaktadır. Bu kapsamda Rusya’nın Türkiye’nin sınırlarına yakın bölgede Türkmenlerin elindeki dağlara askeri harekatta bulunmaktadır. Fakat Türkmenlerin elindeki söz konusu bölgede DAEŞ yoktur. Rusya’nın hava harekatlarının, toprak bütünlüğü korunmuş bir Suriye’de Esad’ın iktidardan gitmesini sağlayacak bir geçiş için zemin hazırlamaktan daha çok, Esad rejiminin iktidarda olduğu daha küçük bir bölgeyi garantileme adına yapıldığı izlenimini vermektedir. Bu, daha büyük gerilimler yaratacak cinsten bir gelişmedir. Eğer Rusya DAEŞ ile savaşma konusunda ciddi ise, DAEŞ karşıtı Suriyeli grupları bombalamayı durdurmalı ve hem Esad rejiminin hem de DAEŞ terörünün sona erdirildiği politik geçiş sürecine yardım etmelidir. DAEŞ karşıtı koalisyon üyeleri arasındaki bu şekildeki bir bölünme yalnızca DAEŞ’e ve Esad rejimine yarayacaktır. ABD, AB ülkeleri, Türkiye ve Körfez ülkelerinden oluşan Esad’a karşı uluslararası koalisyonun Rusya’nın Esad’ı koruma adına giriştiği bu hava harekâtına nasıl cevap vereceği, esasında küresel güç dengesinin temel parametrelerini belirleyecektir. Küresel güç rekabetine girişmek yerine herkes güçlerini DAEŞ terörünün nedenlerine, Esad rejiminin devlet terörüne ve göçmen krizi üzerine yoğunlaştırmalıdır.

    Not: Bu blogda ifade edilen görüşler yazarın kendi görüşleri olup Enstitü'nün yayın politikasını yansıtmamaktadır.

     

     

    Etiketler: Türkiye, Rusya, Diplomasi, Uluslararası İlişkiler

Yazar