Ana içeriğe atla

Türk Milletinden Askeri Darbe Girişimine Karşı Tarihi Demokrasi Dersi*

17.07.2016 | Yorumlar | Siyaset | 1,381 Nevzat Şimşek

Askerî darbe, en genel tanımıyla, silahlı kuvvetler mensuplarının silah zoru ile ülke yönetimine el koymasıdır. Darbeciler kendilerine çeşitli gerekçeler bulurlar. Kimi zaman hükümetlerin, ekonomik ve sosyal sorunları çözmekte başarısız oldukları iddiası ön plana konulur, kimi zaman ülkedeki ayaklanma, terör vb. hususlar gerekçe olur. Ya da Türkiye’de en son yaşanan bu anti-demokratik ve ülkenin itibarını yerle bir eden darbe girişiminde öne sürüldüğü gibi, amaç paradoksal bicinde demokrasiyi korumak ve ülkenin itibarını yeniden kazandırmak şeklinde de sunulabilir. Askeri darbenin yanı sıra askeri muhtıralar da aynı gerekçelerle yapılabilmekte ve benzer sonuçlar doğurabilmektedir. Genellikle lider hedef alınır, devrilir, ülkenin radyoları ve televizyonları zapt edilir, köprüler, ana yollar ve havayolları gibi ulaşım ve nakil hatları, elektrik santralleri gibi temel altyapı tesisleri kontrol altına alınır. Darbe sonrasında ordu bir şekilde atanmış üyelerle bir hükümet kurar ve ülkeyi yönetmek için işe koyulur. Latin Amerika’dan Afrika’ya birçok ülkede süreç aşağı yukarı bu şekilde işlemiştir. Amaçları görünürde yukarıdaki gibi ifade edilse de nihayetinde esas amaç, gücü elinde bulunduranların menfaatlerini kaybetmek istememeleri ya da bu güçten menfaat sağlama beklentisi içinde olmalarıdır.

Türkiye çok partili demokratik sisteme geçtikten sonraki 70 yıllık dönemde 6 darbe veya darbe benzeri girişime şahit olmuştur. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 post modern askeri darbe, 27 Nisan 2007 e-muhtırası ve son olarak 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü. Bunların arasında en garibi; 15 Temmuz 2016’da yaşanan son darbe teşebbüsü olmuştur. Gariptir, çünkü gerekçelerinin sorgulanabilir olmasının yanı sıra özel televizyonların bu denli yaygınlaştığı, sosyal medyanın temel iletişim aracı olduğu 21. yüzyılda, eski yöntemlerden medet umulmuştur. Bu nedenledir ki Allah’a şükür, teşebbüs olarak kalmıştır.

Türkiye’nin istikrarını bozmak, milleti bölüp parçalamak, demokrasiye, siyasete güveni azaltmak ve Türkiye’yi müdahaleye açık hale getirmek isteyen ülkeler, maalesef Gülen Cemaati (FETÖ) ve PKK-PYD türü örgütleri kullanmaktadırlar. 2013 sonrasında, yargı emniyet darbesini, sokak hareketlerini, söz konusu terör örgütlerini, diğer bir ifadeyle darbenin her türlüsünü denemişlerdir. Son olarak da 15 Temmuz’da bir askeri darbe teşebbüsü gerçekleştirilmiştir. Yorumların ve delilerin hepsi, askeri darbenin ordu içinde cuntalaşmış FETÖ tarafından planlandığını ve gerçekleştirildiğini göstermektedir. FETÖ bu darbe teşebbüsü ile kendi sonunu hızlandırmıştır. Her şerde bir hayır vardır. Devletin içinde FETÖ’nün oluşturduğu paralel yapılanmanın demokrasi dışı temayülleri, devleti ele geçirme ve darbe niyet ve eylemleri tüm şeffaflığıyla ortaya çıkmıştır. Darbe teşebbüsü, Türk Silahları Kuvvetleri’nin emir komuta zincirinin dışında, bu örgütle ilintili Jandarma ve Hava Kuvvetleri’ndeki bir grup subay tarafından planlanmış gibi görünmektedir. Tabii ki, son söz yargının olacaktır.

Teşebbüs, 21.30 surlarında İstanbul’daki iki köprünün, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin, jandarma tarafından kapatılması ve hava kuvvetlerine ait jet uçaklarının 100 metreye kadar alçak uçuş yapmasıyla başlamıştır. Alçak uçuş yapan uçakların ateş açmaları ile MİT Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nda yoğun silah sesleri duyulmuştur. İstanbul Atatürk Havalimanı’na giriş çıkışların engellenmesi amacıyla darbeciler tarafından zırhlı araçlar havaalanına gönderilmiştir. Doğru ve yerinde bir kararla Başbakan Binali Yıldırım, televizyondan halka, ilk ağızdan, bir kalkışma olduğunu duyurmuş ve demokrasiye zarar getirecek hiçbir faaliyete izin verilmeyeceğini, bunu yapanların bedelini en ağır şekilde ödeyeceklerini açıkça ifade etmiştir. Yıldırım’ın açıklamalarının ardından, darbenin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapıldığı yönünde bir korsan bildiri yayınlanmış ve devlet televizyon kanalı TRT’de bu metin okunmuştur. Bu arada Anadolu Ajansı’nın, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın rehin alındığı haberini geçmesi, MİT Başkanlığı’nda çatışmaların yaşanması, Ankara Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığı’na yapılan saldırıda 17 polisin hayatını kaybettiği yönündeki haberler; Türk vatandaşlarının sokağa çıkmaya başlamasına neden olmuştur. Muhalefet partilerinden önce MHP’nin lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Yıldırım’ı arayarak kendilerine destek verdiklerini söylemiş, ardından CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da demokrasi ve özgürlüklerden yana olduklarını belirterek darbe teşebbüsüne karşı çıktığını beyan etmiştir. Yaklaşık saat 00.30 surlarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, görüntülü telefon bağlantısıyla televizyon programına katılarak, dirayetli bir tavırla halkı meydanlara ve havalimanlarına davet etmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi özellikle 2013’ten bu yana Türkiye’de, bu darbe teşebbüsünün ayak sesleri duyulmakta, darbe denemeleri yapılmaktaydı. Bu bağlamda Türkiye, Gezi kalkışmasına, 17-25 Aralık FETÖ yargı darbesi teşebbüsüne, PKK terörüne karşı koymuştur. Bu son teşebbüs ise, Türkiye’ye karşı tarihin en büyük terör saldırısı niteliğindedir. Terör saldırısıdır, çünkü darbe yapanlar bizzat halka kurşun sıkmışlardır. Mısır’dakine benzer bir süreç planlanmıştır: Hükümet devrilecek, düzmece mahkemelerle binlerce insan hapishanelere alınacak, ülke genelinde tasfiyeler yapılacaktı. Kısaca Türkiye, iradesi kalmamış ve direnci kırılmış bir şekilde vesayet altına alınmak istenmiştir.

İstanbul, Ankara, Gaziantep, Antalya, Rize, Malatya, Sakarya, Diyarbakır, Edirne, Urfa, Erzurum... 81 ilde milyonlarca insan 15 Temmuz gecesi milli iradesine sahip çıkmıştır. Türk milleti hep birlikte; siyasetçisiyle, gazetecisiyle, polisiyle, öğrencisiyle, kadınıyla, erkeğiyle direnmiş ve büyük bir planı, oyunu bozmuştur. Silahları olmamasına rağmen, kimisi küreğini, kimisi bulduğu odun parçasını kullanmış, kimisi de sadece bayraklarıyla meydanlara inmiştir. Yaşlı insanlar bile sokaklara çıkmış, tankların geçişini engellemeye çalışmıştır. Sokağa çıkan milyonlarca insan ‘‘Türkiye üçüncü dünya ülkesi değildir ve olmayacaktır’’ diye haykırarak demokrasiden vazgeçilmeyeceğini dosta düşmana ilan etmiştir. Kısacası, halk Türkiye’de demokrasinin emekleme aşamasında olmadığını, darbenin kabul edilemeyeceğini kurşunlara siper olarak ve maalesef canlarını vererek göstermiştir. Bilanço gerçekten ağır olmuştur: 104 darbeci öldürülmüş, 161 şehit verilmiştir.  Ayrıca çok sayıda yaralı bulunmaktadır. Halkın milli iradesine ve demokrasiye sahip çıkışı gerçekten bir destan niteliğindedir. Türkiye'nin ana omurgası olan halk, siyasi görüşüne bakmadan top yekûn direnerek bir demokrasi dersi vermiş, demokrasiye, ülkesine, onuruna, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na, egemenliğini temsil eden Meclisi’ne, hükümetine kısaca ülkesinin geleceğine sahip çıkmıştır. Bu yaşananlardan sonra 15 Temmuz  Türkiye için defacto bir “Demokrasi Bayramı”, bir “Milli İrade Bayramı” olacaktır. 

15 Temmuz gecesi, toplumun yanı sıra siyasi partiler ve basın için de en yüz ağartıcı gecelerden biri olarak tarihe geçmiştir. CHP ve MHP’nin demokrasiye ve Cumhuriyet’e sahip çıkan açıklamaları da, Meclis’in itibarını ve şahsiyetini yüceltmiştir. Muhalefet partileri, hükümetin yanında duruşlarıyla “Bugün hükümette siz varsınız, yarın biz. Esas olan demokratik sistemin devamıdır” mesajı vererek Türkiye’nin iktidarı ve muhalefetiyle top yekûn demokratik sistemi içselleştirmiş bir ülke olduğunu göstermişlerdir. Şu açıkça görülmüştür ki, milletin seçtiği yöneticiler ancak demokratik yollarla değiştirilebilir. Kısacası, halkın gösterdiği direnç, siyasi partilerin, siyasi iktidarın, basının dirayetli tutumu, Türkiye'de darbeleri kelimenin tam anlamıyla tarihe gömmüştür.

FETÖ bir terör örgütü olmuştur ve Türkiye bu konuyu kendisi için bir güvenlik meselesi olarak algılamaktadır. Çünkü, Gülen cemaati en basit tabirlerle, devletin içinde, devletin imkânlarını ve rantını kullanarak kendi üniversitelerini, kendi okullarını, kendi medyalarını, kendi polislerini, kendi yargı yapılarını, kendi askeri yapılarını oluşturarak devletin hiyerarşik yapısının dışında cemaatin kendi oluşturduğu hiyerarşik yapıya göre hareket etmektedir. Türkiye’nin paralel devlet yapılanmasıyla mücadelesinin gerekçeleri, Türkiye içinde ve dışında doğru anlaşılmalıdır. Bu örgüt son üç yıldır dışarıdan aldıkları talimatlarla ülke içinde çeşitli darbe girişimlerinde bulunmuşlardır. 7 Şubat’ta MİT, 17/25 Aralık’taki savcılar üzerinden denedikleri darbe düşüncelerini bu sefer askerler üzerinden gerçekleştirmek istemişlerdir. Darbenin kendisi kadar zamanlaması da üzücü olmuştur. Bu teşebbüsün sonuçları böylesi bir ortamda Türk ordusuna zafiyet verebilir cinstendir. Millete değil dış merkezlere yaslanan bu FETÖ’cü darbeciler, ülkesini korumak için kendilerine emanet edilen silahları millete doğrultma gafletine düşmüşlerdir. Bu affedilemez bir durumdur. Tehlikeler karşısında alınacak önlemler de değişebilir. Yukarıda ifade edildiği gibi, FETÖ, ‘‘paralel devlet yapılanması’’ denilebilecek farklı türden bir örgüttür. Ülkenin iliklerine kadar sızmış bir mekanizmadır. Yargıda, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, orduda kendi hiyerarşisini oluşturmuştur. 17/25 Aralık sonrasında Türkiye’de bu örgütle mücadele kapsamında yürütülen emniyet ve istihbarat teşkilatı gibi kurumların temizlemesine yönelik düzenlemelerin önemi şimdi daha iyi görülmektedir. Aksi takdirde bu darbe girişiminin önlenmesi mümkün olmayacaktı.

Son yıllarda dünya terörle her an terörü konuşmakta, bir anlamda terörle yatıp terörle kalkmaktadır. Grup halinde veya yalnız herkes silahlı ya da silahsız katil, buna karşılık herkes de terör kurbanı olabilmektedir. Terör, zaman ve mekan açısından parkta, havaalanında, pazar yerinde her yerde, bayram, tatil demeden her zaman herkesin karşısında çıkabilmektedir. İstanbul'da Atatürk Havalimanı'nda daha organize bir şekilde ortaya çıkan, uyuyan kimi hücrelerin harekete geçmeye karar vermesiyle gelen şiddet, Nice'te adi sabıka kaydı dışında hiç bir ceza almamış Tunus asıllı bir Fransız vatandaşından gelebilmekte, bir TIR ölümcül bir silaha dönebilmektedir. Türkiye aynı anda birkaç terör örgütüyle mücadele etmektedir. Bunların en önde gelenleri bir tarafta DAEŞ, diğer tarafta PKK terör örgütüdür. Fakat devletin içine sinsice yerleşip dış güçlerle işbirliği içinde Türkiye’de manipülatif eylemlerde bulunan FETÖ, bunların içinde yöntemleriyle farklılaşan bir yapıdır. Bunların hepsi de Türkiye’nin ulusal güvenliğine, birlik beraberliğine, istikrarına ve güvenliğine tehdit teşkil etmektedir. Burada nasıl DAEŞ’le mücadele uluslararası toplum açısından bir öncelik ise aynı şekilde Türkiye’nin güvenliğine, birliğine, beraberliğine tehdit oluşturan FETÖ ve PKK ile mücadele de bu açıdan bir önceliktir. Burada bir terör örgütleri hiyerarşisi yapmak doğru değildir. Terörle mücadele konusunda dost ülkelerimizin/müttefiklerimizin Türkiye’nin yanında olduğunu ifade etmeleri ve bunu eylemleriyle göstermeleri son derece önemlidir. DAEŞ terörü vahşettir, PKK terörü direniştir, FETÖ eğitim faaliyeti yapan diyalog merkezidir denemez. Terör terördür, bunun etnik kökeni, dini kökeni, ideolojik kökeni olmaz, terörün her türünü eşit bir şekilde aynı bakış açısıyla ret etmek durumundayız.

*"Asya Avrupa: Haber-Yorum" dergisinin Ağustos 2016 Sayı: 08'de yayınlandı.

Etiketler: Türkiye, Demokrasi

Yazar

  • Direktör

    Nevzat Şimşek

    Doç. Dr Nevzat Şimşek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü’nde 1994 yılında tamamlamıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı Genel İktisat Programı’nda 1998 yılında “Fiyatların Konjonktür