Uluslararası Nükleer Politikalar: Ülkeler Neden Nükleer Silaha Sahip Olmak İster?

ULUSLARARASI NÜKLEER POLİTİKALAR:
ÜLKELER NEDEN NÜKLEER SİLAHA SAHİP OLMAK İSTER? Atom çekirdeğinin fizyon, füzyon veya her ikisinin karışımı yoluyla kimyasal tepkimesiyle enerji açığa çıkması sonucu patlama yaratan silahlara nükleer silah denmektedir. Nükleer silahların uluslararası ilişkilerde ilk kullanımı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından 6 ve 9 Ağustos 1945’te Japonya’ya karşı gerçekleştirilmiştir. Dünyada nükleer silahları başarıyla denemiş sekiz egemen devlet bulunmaktadır. Bunlardan beşi, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) uyarınca “nükleer silahlı devletler” olarak tanınmaktadır. Kronolojik olarak ülkeler bazında nükleer silaha sahip olma durumu şu şekildedir: ABD, Rusya (Sovyetler Birliği’nin halefi), İngiltere, Fransa ve Çin. ABD’den sonra, 29 Ağustos 1949 tarihinde Sovyetler Birliği, Kazakistan’ın Semipalatinsk bölgesinde “Joe 1” adlı yirmi kilotonluk bir bombayı test etmiştir. Birleşik Krallık, plütonyumdan yapılmış ilk nükleer silahını 1952’de Monte Bello Adaları’nda (Avustralya’nın yüz yirmi kilometre kuzey batısında) patlatmıştır. Dördüncü en büyük nükleer güç olan Fransa, nükleer silahını 13 Şubat 1960 tarihinde test ederken, Avrupa’dan ve özellikle Sovyetler Birliği’nden teknik yardım alan Çin, 1964 yılında uranyumdan yapılan ilk nükleer silahını denemiştir. Böylece, ardışık nükleer silah testleri yapan bu devletler, NPT tarafından “nükleer güç” statüsü kazanmış devletler olarak sayılmaktadır. Nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla 1 Temmuz 1968 tarihinde imzaya açılan ve egemen devletlerin çoğunluğu tarafından imzalanan NPT, 5 Mart 1970 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Antlaşmayı imzalayan devletler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile de bir “Güvenlik Denetim Anlaşması” imzalayarak güvenlik kontrollerinin uygulanmasını kabul etmişlerdir. NPT, barışçıl amaçlarla kullanılan nükleer teknolojinin insanlığın yararı için kullanımını kabul etmenin yanı sıra, aynı teknolojinin nükleer silah üretiminde de kullanılabilmesi nedeniyle, barışçıl amaçlar dışında kullanımının sınırlandırılması gerekliliğini benimsemiştir. Bu amaçla, bu yeni koruma rejiminde “nükleer silaha sahip devletler” (ABD, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti) ile “nükleer silaha sahip olmayan devletler” arasında bir ayrım yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre, antlaşmanın ortaya çıkmasından önce kontrollü zincirleme nükleer reaksiyon geliştiren ve bir nükleer mekanizmayı patlatan ülkeler mevcut kapasitelerinden vazgeçmek zorunda kalmayacaklardır.
Öncelikle Hindistan, antlaşmanın yapısındaki bu farklı düzenlemeyi ayrımcılık olarak tanımlamış ve antlaşmaya taraf olamayacağını beyan etmiştir. Hindistan bu karşı duruşunu ilan etmesinin ardından 1974 yılında ilk nükleer silah denemesini gerçekleştirmiştir. Hindistan ile güvenlik sorunu yaşayan Pakistan da aynı duyuruyu yaparak, 1998 yılında ilk nükleer silah denemesini yapmıştır. Bu iki ülke NPT’ye taraf olmadıkları için “nükleer silaha sahip devlet” statüsüne sahip değiller ve “nükleer silaha sahip fiili devlet” veya “nükleer güç olma yolunda ilerleyen devlet” olarak kabul edilmektedir. NPT’ye taraf olmayan bir diğer ülke ise İsrail’dir. İsrail’in 200’e yakın nükleer silah başlığına sahip olduğu iddia edilmektedir. İsrail, bu iddiaları ne kabul ne de reddederek, sessiz kalma politikası izlemeyi tercih etmektedir. Küçük devlet psikolojisiyle Japonya ve ABD’ye karşı kendini koruma düşüncesiyle nükleer silah geliştirmeye başlayan Kuzey Kore, bu çabalarında Sovyetler Birliği ve Çin’den önemli destekler almıştır. 2004 yılı başı itibariyle en az iki nükleer savaş başlığı geliştirmeye yetecek kadar plütonyuma sahip olduğuna inanılan Kuzey Kore’nin, bu başlıkları 1.350 kilometre mesafeye gönderebilen balistik füzelere sahip olduğu bilinmektedir. Kuzey Kore yönetimi 10 Ocak 2003 tarihinde aldığı bir kararla NPT’den çekildiğini açıklamış ve 10 Nisan 2003 tarihinden itibaren de NPT’den çıkarılmıştır. Kuzey Kore anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana böyle bir karar alan ilk ülke konumundadır. UAEA müfettişleri ülkeyi terk ettiğinden ve tesislere kurulan izleme cihazları kaldırıldığından dolayı, Şubat 2004 itibariyle, Kuzey Kore’nin nükleer silah programının tam olarak hangi aşamada olduğunu söylemek mümkün değildir.
Nükleer silaha sahip olduğu veya nükleer silah üretecek kadar malzemeye sahip olduğu öne sürülen bir diğer ülke ise İran’dır. İran’ın NPT’yi açıldığı gün olan 1 Temmuz 1968 tarihinde imzaladığını ve bu antlaşmayı 2 Şubat 1970 tarihinde onayladığını hatırlatmakta fayda vardır. İran, daha sonra 2003 yılında ani denetimlere imkan veren Ek Protokol’ü imzalamış, 2016’da onaylamış, fakat Tahran yönetiminin bankacılık ilişkilerini ve petrol ihracatını normale döndürecek adımlar atılmadığı için 2021 yılında söz konusu protokolü askıya almıştır. İran’ın nükleer programı birçok kez Tahran yönetimi tarafından barışçıl olarak ilan edilse de, Batı tarafından nükleer silah üretmek için geliştirildiği iddia edilmektedir. Bu nedenle uzun yıllardır Batı tarafından İran hükümetine karşı yaptırımlar uygulanmaya devam etmektedir.
Peki, bu ülkeler neden 1945’ten bu yana nükleer silahlara sahip olmak istiyor? Devletlerin nükleer silaha sahip olma istekleri farklı teori, model ve kavramlar ışığında araştırılmıştır. Teorik olarak devletlerin nükleer silahlara sahip olma istekleri, Devletin Hayatta Kalma Teorisi, Ulusal Prestij Teorisi ve Büyük Güç Statüsü gibi yaklaşımlar çerçevesinde incelenebilir. Scott D. Sagan ve Joseph Cirincone sırasıyla “güvenlik modeli”, “iç politika modeli” ve “norm modeli” ve “güvenlik”, “iç politika”, “teknoloji” ve “ekonomik” modeller olmak üzere bazı modeller sunmuşlardır.
1945 yılında ABD Japonya’ya karşı ilk nükleer silah kullandığında, Sovyetler Birliği’nin nükleer çalışmalarını hızlandırarak, 1952’de ilk denemesini yapması hayatta kalma teorisi ile açıklanabilir. Bu aynı zamanda Sagan ve Cirincone’nin güvenlik modeli ile de tanımlanabilir. Sagan’ın güvenlik modeline göre devletler, başta nükleer tehditler olmak üzere dış tehditlere karşı ulusal güvenliklerini artırmak için bu silahları elde etmek isterler. Cirincone’nin yaklaşımına göre devletler kendi güvenliklerini sağlamak için nükleer silah elde etmek isterler. Daha sonra Birleşik Krallık, Fransa ve Çin’in nükleer silahlara sahip olma istekleri, büyük bir güç olarak prestij kazanma ve güvenlik kaygıları nedeniyle hayatta kalma istekleriyle ilişkili olabilir. “Prestij” modeli, nükleer silahların sembolik değerini vurgulamaktadır. Buna göre, bu silahlara sahip olan devletler, bunu büyük bir güç olmanın ön koşulu olarak görmektedir. İki kutuplu sistemin büyük güçleri olarak ABD ve Sovyetler Birliği’nin nükleer silah denemesinden sonra büyük güç statüsünü kazanmak isteyen diğer devletler için nükleer silaha sahip olmak artık bir prestij meselesi haline gelmiştir.
Hindistan’ın nükleer silah geliştirme arzusu, Çin’den gelen güvenlik sorunlarıyla ilgili hayatta kalma teorisi ile açıklanabilirken, Pakistan’ın nükleer silahlara istekli olması Hindistan’dan kaynaklanan güvenlik sorunuyla ilgilidir. Bu noktada nükleer silah geliştirmek ve elde etmek isteğini teknoloji modeli ile açıklayabiliriz. Teknoloji modeline göre, eğer bir devlet nükleer silah üretecek teknolojiye sahipse, liderlerin çoğu böyle bir bilimsel başarıya ulaşmanın cazibesine karşı koyamayacaklardır. Bu üç ülke, teknolojik anlamda sürekli gelişmekte oldukları için her alandaki teknolojik başarılarını duyurmak istemeleri doğaldır.
İsrail’in nükleer silah arzusu, Arap-İsrail Savaşı’nın güvenlik nedenleriyle ilişkili olsa da, norm modeli kapsamında değerlendirilebilir. Norm modeline göre devletler bu silahları bir devletin modernliğinin ve kimliğinin simgesi olarak gördükleri için elde etmeye çalışırlar. Kuzey Kore örneğinde nükleer silah sahibi olma isteğinin arka planında ulusal prestij kazanmak yatarken, güvenlik kaygıları da ön planda olmaya devam etmektedir. Aynı zamanda iç politika modelinin de etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. İç politika modeline göre devletler, nükleer silahların gücünü yerel ve bürokratik çıkarları korumak için bir araç olarak kullanırlar. Başta Batı olmak üzere tüm dünya, güvenlik gerekçesiyle İran’ın nükleer silaha sahip olmasını istemezken, İran’ın nükleer silaha sahip olma olasılığı da güvenlik kaygılarından kaynaklanmaktadır. Çünkü konumu itibariyle Orta Doğu gibi çatışma bölgesinin merkezinde yer alan İran, diğer devletler gibi kendi ulusal çıkarlarını ve güvenliğini korumayı amaçlamaktadır.
Görüldüğü gibi 1945 yılında ABD ile başlayan nükleer silah yarışı günümüzde İran’ın nükleer silaha sahip olma ihtimali ile devam etmektedir. Çalışmada devletlerin nükleer silaha sahip olma isteği farklı teori ve modeller açısından incelenirken, onların ortak endişesinin güvenlik sorunu olduğu belirlenerek, bunun yanı sıra büyük güç olma isteği, prestij kazanma, iç politika ve teknoloji gibi nedenlerin de bunu etkilediği tespit edilmiştir. Bu bağlamda, devletleri nükleer silahlara sahip olmaya iten tek sebep olabilecekken, ülkenin konumu, yapısı ve algıladığı tehdite göre birkaç nedeni de barındırabileceği ortaya çıkmıştır.
Yazar Zhuldyz Kanapiyanova, Avrasya Araştırma Enstitüsü, Kazakistan Politika, Dış İlişkiler ve Güvenlik İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) tarafından düzenlenen “Bilim, Teknoloji ve İnovasyon: Yeni Ufuklar Açmak” başlıklı İkinci Bilim ve Teknoloji Zirvesi’ne Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Comart Tokayev video konferans yoluyla katıldı. Zirvede konuşan Cumhurbaşkanı Tokayev, İİT ülkeleri ve dışında istikrarlı ve müreffeh bir gelecek için ortak eylemler çağrısında bulundu. Ayrıca Cumhurbaşkanı, Kazakistan’ın 2025 yılına kadar bilime ayrılan finansmanı Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla’nın %1’e, eğitime ayrılan finansmanı %7’sine çıkarma niyeti olduğunu bildirdi (Kazinfrom, 16.06.2021). Özbekistan’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 24 Ekim 2021’de yapılması planlanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde, ülkenin Merkez Seçim Komisyonu, seçim organizasyonunun 28 milyon dolara mal olacağını açıkladı. Partiler ve adaylar, seçim hazırlıkları için sırasıyla 1,5 milyon dolar ve 300 bin dolar alacaklardır. Seçim komisyonlarının çalışanlarına yönelik eğitim kursları için yaklaşık 1,67 milyon dolar tahsis edilecek. Seçim bölgeleri ve seçim çevreleri fonların yaklaşık %80’ini kapsıyor (UzReport, 17.06.2021). Azerbaycan, Hazar Denizi ile ilgili konularda Rusya ile istişarelere başladı. Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Halef Halefov, Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Görevli Temsilcisi Mihail Petrakov ile görüştü. Taraflar, Hazar Denizi’nin hukuki statüsüne ilişkin sözleşmenin uygulanması konusunu görüştüler. Ayrıca devlet başkanları düzeyinde bir sonraki Hazar Denizi zirvesi hazırlıklarına ilişkin tedbirleri değerlendirdiler. Politikacılar ayrıca Hazar’a kıyısı olan devletler arasındaki anlaşma taslaklarına da incelediler (AzerNews, 18.06.2021). Kazakistan Parlamentosu Senato Başkanı Maulem Aşimbayev, Türkiye’nin Kazakistan Büyükelçisi Ufuk Ekici ile görüştü. İkili ilişkileri ele alan taraflar, ticaret, ekonomi, kültür ve eğitim alanlarında iş birliğinin tesis edilmesinde önemli bir başarıya imza attılar. Başkan Aşimbayev, Türkiye’nin bağımsızlığının ilk günlerinden itibaren Kazakistan’ın önemli bir stratejik ortağı olduğunu dile getirdi. Taraflar ayrıca, Türk dili konuşan devletlerin Türk Keneşi içindeki entegrasyonunun aşamalı olarak geliştiğine de değindiler (Kazinform, 15.06.2021). Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dağlık Karabağ’daki Şuşa şehrini ziyaret etti. Azerbaycanlı mevkidaşı İlham Aliyev ile yaptığı görüşmede taraflar, müttefiklik ilişkileri konusunda “tarihi bir bildirge” imzaladılar. Aynı zamanda, Türk lider Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi çağrısında bulunarak, Güney Kafkasya’da Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve İran’ın katılımıyla altı taraflı bir iş birliği formatı önerisinde bulundu (Kommersant, 16.06.2021).
Türkiye, İran ve Afganistan Dışişleri Bakanları, Antalya’da üçlü bir toplantı gerçekleştirdi. Söz konusu toplantı, farklı ülkelerden siyasi liderler, diplomatlar, kanaat önderleri ve akademisyenleri bir araya getiren üç günlük Antalya Diplomasi Forumu’nun oturum aralarında gerçekleşti. Katılımcılar, Balkanlar’dan Avrupa Birliği’nin geleceğine, Atlantik ötesi ilişkilerden mülteci krizine ve terörün bölgesel güvenliğe yönelik tehditlerine kadar çok çeşitli konuları görüştüler (Anadolu Ajansı, 20.06.2021).
Toplum ve Kültür Ekonomi, Finans ve Enerji Kazakistan Maliye Bakanı Erulan Jamaubaev, geçtiğimiz günlerde Senato genel kuruluna katıldı. Jamaubaev, 2020 küresel krizinin ticari faaliyetlerde önemli bir azalmaya yol açtığını ifade etti. Salgın nedenli kısıtlamalara rağmen Kazakistan ekonomisi %2 oranında büyüyerek, sektörel büyüme %3,9 ile %11,2 arasında değişmiştir. Ancak sabit sermaye yatırımlarında %3,4’lük bir düşüş yaşanmıştır. Hükümet 40 bin küçük ve orta ölçekli işletmeye düşük faizli finansman desteğinde bulunarak, işsizlik oranının %4,9’larda kalmasını sağlamıştır (Kazinfrom, 17.06.2021). Dünya Bankası, Özbekistan’da mali reformların uygulanmasına yardımcı olacağını açıkladı. Geçtiğimiz günlerde Banka, yerel vergi mükelleflerine daha iyi hizmet sunmayı amaçlayan Özbekistan’daki Vergi İdaresi Reformu Projesi’ni onayladı. Bu amaçlar için, Dünya Bankası, Uluslararası Kalkınma Birliği’nden 60 milyon dolarlık düşük oranlı bir kredi tahsis edecektir. Projenin, ekonomideki kayıt dışılığı azaltması beklenmektedir (UzReport, 18.06.2021).
Tacikistan Maliye Bakanı Faiziddin Qahhorzoda, Asya Kalkınma Bankası (AKB) Tacikistan Ülke Direktörü Shanny Campbell ile Banka’nın 2022-2024 yıllarını kapsayan Tacikistan için taslak operasyonlar iş planını görüştükleri bir toplantı gerçekleştirdiler. İş planı kapsamında, AKB önümüzdeki üç yıl içinde Tacikistan’a 462 milyon dolarlık hibe tahsis etmeyi planlamaktadır. Fonların ortak yatırım projelerinin uygulanmasına harcanması beklenmektedir (Asia-Plus, 18.06.2021). Türkmenistan Ticaret ve Sanayi Odaları, Türkmenistan ve Ukrayna hükümetlerinin ve iş çevrelerinin temsilcilerinin katılımıyla bir video konferans düzenledi. Taraflar, ikili ticaretin mevcut durumunu ve beklentileri görüştüler. Ayrıca, her iki ülkenin ürünlerinin rekabet gücü üzerinde önemli etkisi olacak olan nakliye ve lojistik alanındaki iş birliği konularını da değerlendirdiler. Katılımcılar ikili ekonomik bağları güçlendirme konusunda da mutabık kaldılar (Orient, 15.06.2021). Rus Gazprom şirketinin CEO Yardımcısı Famil Sadıgov, Gazprom’un 2021’de “Sibirya’nın Gücü” doğalgaz boru hattı aracılığıyla Çin’e gaz dağıtımını iki kattan fazla artırmayı planladığını duyurdu. Böylece şirketin arzı 8,5 milyar metreküpe ulaşacak. Gazprom 2020’de 4,1 milyar metreküp doğal gaz sevkiyatında bulunmuştur. Şirketin tahminlerine göre, Çin’deki gaz talebi on yıl içinde 2020’ye göre %50’den fazla büyüyecektir (TASS, 16.06.2021). Çin-Belarus Endüstri Parkı “Great Stone” İdare Başkanı Aleksandr Yaroşenko, Great Stone’un 670 milyon dolardan fazla yatırım çektiğini duyurduğu bir basın toplantısı düzenledi. Yaroşenko, 13 ülkeden 70 yerleşik şirketin, finansal kaynaklarına aktif olarak yatırım yaptığını belirtti. Belarus, parka, yaklaşık 31 milyon dolar yatırım yaparken, Çin 50 milyon dolar teknik yardım sağlamıştır. Yaroşenko, söz konusu platforma devlet bütçesinin katılımının asgari düzeyde olduğu hususunu da belirtti (BelTA, 15.06.2021).
Hazırlayanlar Zhengizkhan Zhanaltay, Kanat Makhanov. Uluslararası Türk Dünyası Bilim ve Mühendislik Kongresi TURK-COSE-2021, Gumilev Avrasya Ulusal Üniversitesi (Kazakistan) ile Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi (Türkiye) tarafından çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Etkinliğe Kazakistan’ın Türkiye Büyükelçisi Abzal Saparbekulı, iki üniversitenin rektörleri, rektör yardımcıları ve bölüm başkanları ile akademisyenler katıldı. Türk devletlerinden bilim insanlarının katıldığı Kongre’de, bilgi ve iletişim teknolojileri, uygulamalı bilimler, enerji, yer bilimleri ve diğer alanlardaki bilimsel çalışmaların sunumu yapıldı (Enu.kz, 14.06.2021). Büyük Kazak şair ve düşünür Abay’ın adını taşıyan bir park Türkiye’nin Alanya şehrinde açıldı. Açılış töreni, Türkiye’deki Kazak Büyükelçiliği, Alanya’daki Kazak Konsolosluğu, Alanya Belediyesi ve Alanya’daki Kazakistanlılar Derneği tarafından gerçekleştirildi. Ziyaretçilere Kazak şair Abay hakkında daha fazla bilgi edinme imkanı sağlayacak olan Park’ın, Kazakistan ile Türkiye arasındaki kültürel ve insani bağların güçlendirilmesine katkıda bulunması beklenmektedir (Kazinform, 15.06.2021). Tacikistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Şaraf Şeralizoda, Türkiye Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan ile görüştü. Taraflar, Tacikistan ile Türkiye arasında turizm alanında iş birliğinin geliştirilmesi, özellikle turizm altyapısının oluşturulması, ortak etkinliklerin düzenlenmesi, sergilere katılım ve ilgili diğer konularda görüş alışverişinde bulundular. Bir gün öncesinde ise tarafların iki ülke arasında turizm alanında İşbirliği Programı’nın uygulanmasının görüşüldüğü Tacik-Türk turizm ortak komisyonunun olağan toplantısı gerçekleştirildi (Avesta.tj, 15.06.2021).
Şuşa’da Haydar Aliyev Vakfı tarafından düzenlenen etkinlikte “Karabağ’ın Kültürel Mirası” adlı kitap hediye edildi. Etkinliğe Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Mehriban Aliyeva, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan katıldı. Kitap, Ermeni işgali sırasında Dağlık Karabağ topraklarındaki kültürel anıtlara yönelik gerçekleştirilen barbarlığı anlatmaktadır. Haydar Aliyev Vakfı, Ermeni işgalinden kurtarılan topraklardaki ruhani ve kültürel anıtların restorasyonu konusunda aktif olarak çalışmaktadır (Azernews.az, 17.06.2021). Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ruslan Kazakbayev, Kırgızistan’daki Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Program Ofisi Başkanı Andrey Seleznev’i kabul etti. Taraflar, Kırgızistan ile UNODC arasındaki, organize suç, uyuşturucu kaçakçılığı, sınır koruması ve terörizm ile mücadelede proje ve program iş birliğinin daha da genişletilmesi konularını görüştüler. Taraflar ayrıca Kırgızistan’da insansız hava araçları Operatör Eğitim Merkezi’nin açılmasını teşvik etmek için birlikte çalışmaya devam etme konusunda anlaştılar (Kabar, 15.06.2021). Taşkent, “Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Orta Asya ve Afganistan’da Kadınların Ekonomik Anlamda Güçlendirilmesinin Genişletilmesi” başlıklı Uluslararası İş Forumu’na ev sahipliği yaptı. Forum, COVID-19 ile mücadelede kadınları güçlendirmeyi, kadınlar için ücretsiz bakım ve ev işi yükünü dikkate almayı ve azaltmayı, kadın girişimciliğini ve becerilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Etkinliğe, Afganistan dahil Orta Asya ülkelerinden hükümet yetkilileri, bölgesel ve uluslararası kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcileri katıldı (Turkmenistan.ru, 16.06.2021).




